Baslangic.com

İnternete başlangıç noktanız!

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

ertuğrul özkök'ün son fotoğraf isimli yazısı üzerine

E-posta Yazdır PDF

Son fotoğraf  ertuğrul özkök  15/06/08 pazar


BİR kitapta okumuştum.Hani, şu son yıllarda moda olan, kadınla erkek arasındaki farkları anlatan kitaplardan biri.

Erkekler kuzey yönünü bulmada, kadınlara göre çok daha başarılılarmış.

 


Şöyle bir deney bile yapılmış.

Bir erkek grubu, karanlık bir odaya sokulup, orada kuzey yönü nerede söylemeleri istenmiş.

Erkeklerin üçte biri kuzeyin ne tarafta olduğunu bilmiş.

Aynı deney kadınlarla yapıldığında, kadınların ancak beşte biri bunu bilebilmiş.
/_np/5610/5795610.jpg
Okuduğum kitap, yüz binlerce spermin kadın rahminde aynı istikamete koşmasını da erkeğin bu genetik özelliğine bağlıyordu.

Peki ya istikameti bulamayan erkekler?

Mesela ben?

Neredeyse 6 yıl yaşadığı Paris şehrinin kuzeyi neresidir, ancak beşinci yıldan sonra tahmin edebilen ben?

Beni neyle açıklayacaksınız? Yeterince erkek olmamakla mı?

* * *

Geçenlerde okuduğum bir adli tıp romanında, ölü bedenden ayrılan kurtçukların ise hep güneye gittikleri anlatılıyordu.

Yaşarken hep kuzeyi bilen erkeğin, ölü bedeninin yarattığı canları güneye göndermesi, hayatla ölümün tezadı mıdır?

Ana rahminin karanlık uzayında aynı istikamete doğru ölümcül bir yarış veren erkek, ecelin karanlığında da aynı kabiliyetini sürdürüyor.

Erkek, istikametini bilen canlıdır...

Ya istikamet,o nedir acaba?

Meçhul, hayali, efsanevi bir mutluluk adresi mi?

Kayıp bir cennet mi, yoksa tanıdık bir cehennem mi?

Veya apaçık, ayan beyan bir kader...

Alın yazısı...

Erkek, istikametini bilen varlıktır.

Kadın çağırır gider, ölüm davet eder tereddüt etmez, alın yazısı yazar itiraz etmez.

Her erkeğin derin şuuraltında, hep o en önde koşan, en telaşlı, en hızlı, en ihtiraslı, en egoist sperm yatar.

El yordamını bile elinin tersiyle iter, istemez.

Karanlık, kapkaranlık bir boşlukta bildiği istikamete koşar.

O yarışın bir tek beyaz gecesi yoktur.

Dört mevsim, 12 ay, 365 gün hiç doğmayan güneşlerin, hiç batmayan ayların altında, karanlıkta, kapkaranlıkta koşar.

Bu koşu nedir? Hayata koşuş mu, yoksa ölüme mi?

Bu bir amok koşusu mudur, yoksa mutluluğa doğru insiyaki bir telaş mı?

Erkek, yaşama şuuruyla mı koşar? Ölüm şuursuzluğuyla mı?

Cevabı aramak beyhude bir gayrettir.

Erkek doğumundan önce de karanlıkta koşar, ölümünden sonra da.

Birinde kuzey kutbunu bilir, ötekinde güneyi.

Bütün bir haftam, "Bellekteki Che" kitabını okuyarak ve özellikle de fotoğraflara bakarak geçti.

Bir kere daha anladım ki "Che" çok güzel bir erkek.

John Lennon’un şarkısındaki gibi bir "Beautiful boy"...

Kitabın ortalarına geldiğimde fark ettim ki telaşlı bir halim var.

Sayfaları bir an önce geçip sanki son sayfadaki fotoğrafa gelmek istiyordum.

Tıpkı şuursuz bir kuzeye gidiş gibi "son fotoğrafa" bakmak istiyorum.

Devrimci veya değil; bir erkeğin son fotoğrafı hangisidir?

Hele hele güzel bir erkeğinki; işte o hangisidir?

Yaşlanmış, pörsümüş, derileri kırışmış, beli bükülmüş hali mi?..

Hayır, fark ettim ki, ben başka bir fotoğrafa doğru amok koşusu yapıyorum.

Masanın üzerinde uzanmış o cansız bedeni gösteren son fotoğrafa.

Öldürülmüş Che’nin temaşasını arıyordum.

Bizi, bütün dünyayı, Che’nin gerçekten öldüğüne inandıran o son ikonaya, evet ona doğru koşuyordum.

Hasretle o fotoğrafı bekliyordum.

Tıpkı en önde koşan o telaşlı, yalnız ve egoist sperm gibi.

Gerçek amok koşucusu...

* * *

Kitapta o fotoğraf yoktu.

Allah kahretsin yoktu.

Gaddar bir yazar, ondan acımasız bir editör, o son fotoğrafı kitaba koymamıştı.

Eksik kalmış, hüsrana uğramış bir duyguyla kitabı kapattım.

Güzel bir erkeği öldüremediyseniz, onunla yaşamayı öğrenmelisiniz.

Che’nin kitaptaki en güzel, en çocuksu, en masum fotoğrafını seçip, işte buraya, kendi karanlık odama koydum.

Bir şeyi öldüremediyseniz, ikona yapın.

Bildiğim tek şuurlu istikamet budur...   ERTUĞRUL ÖZKÖK

 

 

 

 

 

Ertuğrul özkök’ün “son fotoğraf” isimli yazısı üstüne

 

Bulunduğu mevkinin ağırlığı altında ezilen, olur da bu ağırlık yere düşer, altında kalırım diye sürekli koşturan bir adam, ağırlık üstte ve biraz arkada, özkök altta ve biraz önde, öyle işte.

Bu yazıyı Ertuğrul Özkök’ün pazar yazısının çağrışımları üzerine yazdım ama genelde bütün yazılarında aynı havayı seziyorum. Kendisi de koşturmaktan bahsedince; yerine oturdu.

 

Yapılan bir deneyden bahsediyor önce, karanlıkta erkeklerin üçte biri kadınlarınsa ancak  beşte biri doğru yönü bulabilmiş,spermler hızla ve hırsla yumurtaya koşuyormuş,sonra mezarda erkek cesetten çıkan kurtçukların da hep aynı yöne doğru ilerlediklerini öğrendiğini aktarıyor. Buradan, büyük fikir ve sanat adamlarına özgü bir çeviklikle, “erkeklerin hep istikametini bilen canlılar” olduğunu çıkarsayarak ilerliyor.

 

            Hızlı giden atın boku seyrek düşer denir ya, Paris’te geçen onca yılda yönleri hiç kavrayamadığını ya da merak etmediğini de ekleyip “ne yani ben yeterince erkek değil miyim” diyerek olası en mühim saldırıyı da bertaraf ediyor ve okuduğu kitabın sayfaları arasında sıçramaya devam ediyor.

            Karanlık- aydınlık, hayat- ölüm, cennet-cehennem, alınyazısı- özgürlük gibi ölümsüz dualitelerin içinde bir epik fırtına koparıyor, Ege’nin kayalıkları arasında bir oedipus gibi süzülürken“devrimcilik” isimli kiklop’la karşılaşıyor; kaçmak için  kitabın sayfaları üstünde beşer beşer, onar onar daha hızlı atlamaya, sıçramaya devam ediyor, “güzellik” isimli tanrıyla oyalanırken sayfada doldurmakla yükümlü olduğu alanın bittiğini fark edip rahatlıyor, kitabı kapatıyor ve “keşke bitmeseydi” diyor, pek demokrat olduğu için.

 

Edgar allen poe’ye özenir, Borges’ e özenir, Dostoyevski’ye özenir, Gogol ve Çehov’ a özenir Che’ ye özenir, ama hiçbirisi olamayacağını, en fazla ismiyle namüsemma Hürriyet gazetesinde yazar olabileceğini bilir, bence bu yazı, “şey”inin istikametinde yaşamayı  becerememiş bir adamın her zamanki fotolarından birisidir.

 

 

Son Güncelleme ( Pazar, 15 Haziran 2008 14:01 )  

Üye Girişi

Online Üyeler

Hiç